Rizede Mesut Yılmaz Rüzgarı...Ve 53 hükümet konuşması

<%Kategorilerim%>    <%siyaset,tarih,coğrafya,üniversite,dışpolitika%>

MEMLEKETİ Rize’den bağımsız milletvekili adaylığı gündemde olan eski Başbakan Mesut Yılmaz’ı hemşehrileri de Meclis’te görmek istiyor. Rize kamuoyu, bağımsız adaylığı halinde Yılmaz’ın milletvekilliğine kesin gözüyle bakıyor.

Beş dönem Rize Milletvekilliği yapan, son olarak da 3 Kasım 2002 seçimlerinde Rize’den milletvekili adayı olarak yüzde 28.58 oy alan eski Başbakanlardan Mesut Yılmaz, partisinin barajını geçememesi nedeniyle seçilememişti. Yaklaşan seçim öncesi Rizeli hemşehrileri Yılmaz’ı yeniden milletvekili görmek istiyor. Rize’deki sivil toplum örgütleri ve çeşitli siyasi parti temsilcileri bu görüşte birleşirken, yapılan anketlerde ise Rizelilerin büyük çoğunluğunun Yılmaz’ı milletvekili görmek istediği ortaya çıktı.

Anavatan Partisi Rize İl Başkanı Mustafa Mataracı, siyasi hayatı boyunca Rize’den aday olan Mesut Yılmaz’ın hemşehrileri tarafından yine Rize’den bağımsız aday olarak görülmek istendiğini belirterek, ”Sayın Yılmaz ile çok sık görüşüyoruz. Şu anda kesin bir tavrı ve kararı olmadığını açıkça söyleyebilirim. Ama Sayın Yılmaz’ın Rize’den aday olması hemşerilerini çok memnun edecektir. Bu Sayın Yılmaz’a duyulan sevgi ve özlemin göstergesidir. Fakat bu halkın isteğidir. Bu isteğe Yılmaz’ın ne şekilde cevap vereceğini önümüzdeki günlerde göreceğiz. Kendisi Türkiye’ye lazım olan bir politikacıdır. Geçen beş yıllık sürede Yılmaz’a olan sevgi özleme dönüştü. Halkımız bu özlem karşısında Mesut Yılmaz’ın, hiçbir oluşumda olmaması halinde bile bağımsız aday olmasını istiyor. Muhakkak ki Sayın Mesut Yılmaz, önümüzdeki dönemde ülke yönetiminde görev alacak bir anlayışın, bir düşüncenin içinde bulunacaktır. Bundan eminim” dedi. Mataracı, Rize’de Anavatan Partisi’nin Mesut Yılmaz’la var olduğunu belirterek, kendilerininde bu harekete Yılmaz’la başladığını ve onunla devam edeceklerini söyledi.

DYP: ADAYLIĞI BİZİ SEVİNDİRİR

Doğru Yol Partisi Rize İl Başkanı Köksal Toptan ise, Mesut Yılmaz’ın Bakanlık, Başbakanlık yaptığını hatırlatarak, ”Bağımsız aday olur mu, olmaz mı onu bilemeyiz ama Mesut bey Rize’den aday olursa bizi sevindirir. Kapımız ona açıktır. Biz bunu biliriz. Aday olur mu? Bu sayın eski Başbakanımız Mesut Yılmaz’ın takdirine kalmış bir olaydır” dedi.

AKP: YILMAZ’A RİZE’DE SEMPATİ VAR

AKP Rize Milletvekili Abdulkadir Kart ise, bir süre önce katıldığı bir programda yaptığı açıklamada Mesut Yılmaz’a Rize’de sempati duyulduğunu belirterek ”Ancak bağımsız aday olacağını sanmıyorum. Bağımsız olarak kazanması zor” yorumunda bulunmuştu.

SİVİL TOPLUM ÖRGÜTLERİ DE YILMAZ’I İSTİYOR

Rize Esnaf Odası Başkanı Dursun Sümer, yaptığı açıklamada, Yılmaz’ı her şekilde Rize’den aday olarak görmek istediklerini belirterek ”Mesut Yılmaz, bizim canımız, ciğerimizdir. Rize’ye hizmet vermiştir. Rizeli kendine hizmet edeni asla unutmaz, etmeyeni de sandığa gömer. Rize’deki Sivil Toplum Örgütleri olarak sayın Yılmaz’a susamış durumdayız. Nerede olursa olsun, hangi siyasi partiden olursa olsun onun yanındayız” dedi.

TELEVİZYONLARDAN ANKET

Öte yandan Rize’den ulusal yayın yapan Kaçkar Televizyonu bir hafta sürecek olan bir kamuoyu araştırması başlattı. ‘Mesut Yılmaz’ı Rize’den aday olarak görmek istiyor musunuz?’ sorusuna anketin üçüncü gününde katılanların yüzde 90′ı evet, yüzde 10′u ise hayır yanıtını verdi.

Bu arada kısa bir süre önce, yine Rize’de ulusal yayın yapan Çay Televizyonu’nun, ‘ilk seçimde kimlerin milletvekili olmasını istersiniz?’ sorusuyla 1720 kişi üzerinden yaptığı ankette 775 kişi ‘Mesut Yılmaz’ yanıtını vermişti.

 

DEVRALDIĞIMIZ TÜRKİYE

Sevgili Vatandaşlarım, Değerli Basın Mensupları,
Hepinize sevgi ve saygılarımı sunuyorum.
12 Temmuz 1997 tarihinde Yüce Meclisten güvenoyu alarak hizmetlerine başlayan 55. Cumhuriyet Hükümetinin 100 günlük çalışmalarını aktarmak, 1998 yılı hedeflerimiz ile 2000’li yıllara bakışımızı sizlerle paylaşmak için huzurlarınızda bulunuyoruz. Önce sizlere 55. Hükümetin nasıl bir Türkiye devraldığını anlatmak istiyorum. Amacım geçmişi kötülemek, şikayet etmek veya enkaz edebiyatı yapmak değildir. Ancak, hizmete hangi şartlarla ve nereden başlandığı bilinmezse, bugün nereye gelindiği de anlaşılamaz. 55. Hükümetin kurulması öncesinde ülkemizin içine düştüğü durumu bir hatırlayalım: Refah Partisi ve Doğru Yol Partisi tarafından kurulan 54. Hükümetin bir yıllık icraatı sonucunda, başta ekonomi ve dış politika olmak üzere, ülkemizin bütün önemli meseleleri sahipsiz kalmıştır. Sivil otorite zaafa uğramış, devlete olan güven sarsılmış ve rejim tartışılır hale gelmiştir. Sonuçta Türkiye, tam anlamıyla uçurumun kenarına itilmiştir. Biz, 30 Haziran 1997 günü ülke yönetimini devraldığımızda o günkü tablo ana hatlarıyla şöyleydi:

  • Türkiye, bütün sorunlarını bir kenara bırakmış; günlerini, darbe ve antidemokratik rejim tehdidi tartışmalarıyla geçiriyordu.
  • Cumhuriyetin temel nitelikleri dahi tartışılır hale gelmişti.
  • Devlet kurumları arasındaki ahenk kaybolmuştu. Kurumlar arasındaki uyumsuzluk ciddi boyutlara varmıştı.
  • Uzlaşma ortamı kaybolmuş, toplumsal barış tehlikeye düşmüştü.
  • Ülke her gün yeni bir krizle karşı karşıyaydı.
  • Yolsuzlukların takip edilmesi yerine, örtbas edilmesi yönetime hakim olmuştu.
  • Basını susturmak için yapılan girişimlerin ardı arkası kesilmiyordu.
  • Devlet çarkı tıkanma noktasına gelmişti.
  • Kamu yönetimine ciddiyetsizlik ve belirsizlik hakimdi.
  • Aynı şekilde, ciddiyetten uzak ve ülke çıkarlarına ters dış politika uygulamaları, ülkemize itibar ve konum kaybettirmekteydi.
  • Devlet ve milletimizin onuru çöl çadırlarında çiğnenirken, sorumlulardan hiç ses çıkmıyordu. Bütün bunların yanında, acaba ülke ekonomisinin durumu nasıldı?
  • Bütçenin mali disiplini bozulmuş ve açığı ilk altı ayda 772,5 trilyon liraya ulaşmıştı.
  • Hayali kaynak paketleri ile 1 katrilyon 160 trilyon liralık gelir hedefine karşılık, sadece bunun 116’da biri olan 10 trilyon lira tutarında özelleştirme, arsa ve lojman satışı geliri elde edilmişti.
  • Sosyal Güvenlik Sisteminin aktuaryal dengeleri bozulmuş, finansman açıkları büyük boyutlara ulaşmıştı.
  • Çiftçilerimiz sattığının parasını alamaz hale getirilmişti.
  • Kamu Bankaları temel fonksiyonları dışında devletin kasası olarak kullanılmış ve görev zararı alacakları ödenmemişti.
  • Mali piyasalarda siyasi ve ekonomik istikrara olan güven yitirilmişti.

  • Kamu yatırımları durmuş, GSMH’nın yüzde 5’I seviyesine düşürülmüştü.
  • İç borç stoku çığ gibi büyümüş, 4,2 katrilyon liraya yükseltilerek ödenemez hale getirilmişti.
  • Dış borç stoku, 80 milyar dolar seviyesine çıkmasına rağmen bu borçlanma yatırımlara kaydırılmamış, faiz ödemelerinde kullanılmıştı.
  • Faizleri tamamen ortadan kaldıracaklarını iddia etmelerine karşılık, bu borç yükünün sebep olduğu faizler nedeniyle, Bütçenin esnekliği cumhuriyet tarihinin en alt düzeyine indirilmişti.
  • Yıllardır düşürülemediği için kronik bir hal alan enflasyon, gelir dağılımını bozan, sürekli tırmanan ve yüzde 100’lere doğru giden bir noktaya getirilmişti.

Değerli Basın Mensupları, Sayın Cumhurbaşkanımız tarafından Hükümeti kurma görevinin tarafıma verilmesiyle birlikte, mevcut Hükümeti oluşturan partiler olarak, ülkemizde her şeyin yerli yerine oturması için büyük bir çaba içerisine girdik. Bu amaçla "Normalleşme" adını verdiğimiz bir süreci başlattık. Hükümetimizin güvenoyu almasıyla birlikte, demokratik sistemimizin bütün kurumları, mevcut anayasal kurallar çerçevesinde gerçek bir uyum ve işbirliği içerisinde çalışmaya başlamıştır. Sorumluluğunu müdrik ve ülke meselelerine sahip çıkan bir Hükümetin işbaşına gelmesi, ülkemizdeki gerilimi düşürmüş ve bir güven ortamı yaratmıştır. Göreve geldiğimiz tarihte tıkalı olan devlet karar mekanizmalarını işler hale getirdik. Aylarca toplanamayan Bakanlar Kurulunun her hafta düzenli olarak toplanmasını sağladık. Yüksek Planlama Kurulu, Özelleştirme Yüksek Kurulu ile Para-Kredi ve Koordinasyon Kurulunu yoğun gündemlerle ve düzenli olarak toplayarak, ülkemizin ihtiyacı olan bütün kararları almaya ve uygulamaya başladık. 100 gün öncesiyle kıyasladığımızda bugünkü Türkiye’nin manzarası şudur:

  • Rejim tartışmaları bitmiş ve Türkiye’miz ekonomi, demokratikleşme gibi normal tartışma konularına geri dönmüştür.
  • Cumhuriyetimizin temel niteliklerini tartışılır kılan ortam sona ermiştir.
  • Devlet kurumları arasındaki uyumsuzluk ve kavga ortadan kalkmıştır.
  • Uzlaşma ortamı tesis edilmiştir.
  • Devlet çarkı yeniden işlemeye başlamıştır.
  • Dış politikaya ciddiyet kazandırılmış ve ülkemizin çıkarlarına sahip çıkılmıştır.
  • Türk Cumhuriyetleri ile ilişkilerimize yeniden hayatiyet kazandırılmıştır.
  • Devlet içerisindeki olumsuz yapılanmalara karşı mücadele başlatılmış; demokratikleşme ve temiz siyaset-temiz yönetim anlayışı devlete hakim hale getirilmiştir.
  • Çiftçilerimizin ürünlerine hak ettikleri taban fiyatı verilmiştir. Alınan ürünlerinin bedelleri peşin olarak ödenmiş, geçmiş yıllardan intikal eden sübvansiyon alacakları ilk ay içinde tümüyle ödenmiştir.
  • Para piyasalarının ihtiyacı olan güven ve istikrar ortamı sağlanmıştır. Bu güvene binaen, Borsa Bileşik Endeksi sürekli yükselerek tarihinin en yüksek değerine ulaşmıştır.
  • Döviz rezervlerimiz cumhuriyet tarihinin en yüksek miktarına ulaşarak, 30 milyar doları aşmıştır. 55. Hükümetin 12 Temmuz - 20 Ekim 1997 tarihlerini kapsayan ilk 100 günlük icraatı ile Refahyol Hükümetinin aynı dönemi karşılaştırıldığında, farkımız kolayca anlaşılmaktadır. Refahyol Hükümeti tarafından ilk yüz günde Meclise 17 Kanun Tasarısı sunulmuşken, Hükümetimiz tarafından 52 Kanun Tasarısı sunulmuştur. Yine aynı dönemde Refahyol Hükümeti tarafından 220 Bakanlar Kurulu Kararı alınmışken, 55. Hükümet tarafından 502 Bakanlar Kurulu Kararı alınmıştır. Tabii ki yaptıklarımız bunlardan ibaret değildir. Kendisinden sadece ülkeyi ve demokrasimizi uçurumun eşiğinden kurtarması, her şeyi normal sürecine sokması beklenen Hükümetimiz, bununla yetinmemiş, ülkenin hayati meselelerine el atmış ve bu 100 gün içerisinde ciddi bir Yapısal Değişim Programı da başlatmıştır.

    EKONOMİ ALANINDAKİ İCRAATLARIMIZ KONSOLİDE BÜTÇE UYGULAMALARI Sevgili Vatandaşlarım, Değerli Basın Mensupları, Biraz önce belirttiğim gibi, geçmiş Hükümet, denk bütçe iddiasıyla, hayali kaynak paketlerine dayanan kamu gelirleri ve gerçekçilikten uzak kamu giderleri öngörüleri ve uygulamaları ile kamu mali disiplinini tam anlamıyla bozmuştur. Bir yıl önce milli gelirin yüzde 8’inin üzerinde açık veren bir bütçeyi, yıl sonunda sıfır açıkla kapatmak iddiası elbette inandırıcı olmamıştır. Halkımızın güzel özdeyişine benzer şekilde bunların mumu daha yatsıya kalmadan sönmüştür. Bunun yanında, Refahyol Hükümetinin ilk altı aylık uygulamaları nedeniyle, son yıllarda ilk defa bütçe faiz dışı açıkla da karşı karşıya kalmıştır. Bütçenin gerçekçi hazırlanmamasının bir sonucu olarak, ödeneklerin büyük çoğunluğunun daha ilk altı ayda kullanılması, Hükümetimizi ek bütçe hazırlamak mecburiyetinde bırakmıştır. Devraldığımız miras kötü de olsa, bunun olumsuz etkilerini, memurumuza, emeklimize, işçimize, çiftçimize ve tüm diğer vatandaşlarımıza yansıtmamak için bütün tedbirleri aldık. Bu kapsamda, memur ve sözleşmeli personel statüsündeki kamu çalışanlarına, daha Hükümetimizin ilk günlerinde, 1997 yılının ikinci yarısı için yüzde 35 oranında maaş artışı sağladık. Emekli aylıkları da aynı oranda artırılmış, böylece çalışanlarımız ve emeklilerimiz, enflasyona ezdirilmemiştir. Bu kesimlere yüzde 19 oranında reel artış sağlanmıştır. Buna paralel olarak, asgari ücret 1 Ağustos 1997’den geçerli olmak üzere, ilk 12 ay için yüzde 108 artış ile 35 milyon liranın üzerine çıkartılmıştır. Bu şimdiye kadar asgari ücrette yapılan en büyük artıştır. Önceki Hükümetler tarafından tahsil edilemeyen 1,2 katrilyon liralık kamu alacağı için ödeme kolaylığı getirilmiştir. Bu imkandan, 600 binin üzerinde bir mükellef kitlesi yararlanmak için başvuruda bulunmuş ve yaklaşık 350 trilyon liralık alacak taksitlendirilmiştir. Bu uygulama ile yüz binlerce esnaf, sanatkar, tüccar ve sanayicimizin devletle icra mahkemelerinde karşı karşıya gelmeleri de engellenmiştir. 4 yıldan beri hiç ödenmeyen ve bir kısmı 7 yıl öncesine dayanan kamulaştırma ve bedel artırımlarından kaynaklanan borçlar, Eylül ayından itibaren bizim Hükümetimiz tarafından ödenmeye başlanmıştır. Bu kapsamda, yıl sonuna kadar, yaklaşık 50 bin vatandaşımızın 62 trilyon lira tutarındaki alacağı tamamen ödenmiş olacaktır.

    PARA VE MALİ POLİTİKALAR Değerli Basın Mensupları, Enflasyonla mücadelenin kararlı bir şekilde yürütülmesi yönünde önemli bir adım olarak, Hazine ile Merkez Bankası arasında 30 Temmuz 1997 tarihinde bir protokol imzalanmıştır. Protokol paralelinde, Hazine, Merkez Bankası’na olan stok avans borcunu geri ödemiş, stok düzeyini 1996 yılı sonu miktarına indirmiş ve yeni avans kullanmamıştır. Hazine, ayrıca Ağustos ayında ilk defa geri alım ihalesi açarak, iç borç ödemelerini nakit ve piyasadaki likidite durumuna göre ayarlama imkanına kavuşmuştur. Hükümetimizin şeffaf ekonomi politikasının gereği olarak, Hazinenin borçlanma programlarını aylık olarak açıklama kararı aldık ve Eylül ayından itibaren uygulamaya başladık. Bunların sonucunda, iç ve dış piyasalara büyük bir güven gelmiştir. Nitekim, Refahyol Hükümetinin istifa ettiği 18 Haziranda Borsa Bileşik Endeksi 1551 puan iken, o tarihten sonra rekorlar kırılmış ve endeks iki katının üstüne çıkarak 3500’e yaklaşmıştır. Bu güven neticesinde, net yüzde 130’lar düzeyinde seyreden iç borç faiz oranı, daha şimdiden, yüzde 90’lar seviyesine inmiştir. İç piyasalarda oluşan bu güven, dış piyasalara da yansımıştır. 16 Eylül 1997’de cumhuriyet tarihinde ilk defa, Eurodollar piyasasında 10 yıl vadeli, 600 milyon dolarlık tahvil ihracı gerçekleştirilmiştir. Bunu Ekim ayı içinde, yine 10 yıl vadeli 1,5 milyar mark tutarındaki tahvil ihracı izlemiştir. Böylece Türkiye daha uzun vade ve daha düşük maliyetle dış piyasalardan borçlanma imkanına kavuşmuştur. Ayrıca, Dünya Bankası Eylül ayı başında, Türkiye’ye toplam 1,5 milyar dolar tutarında proje kredisi programını onaylamıştır. Bu miktar 5 milyar dolara kadar yükselebilecektir.

    ENFLASYON VE KİT FİYAT AYARLAMALARI

    Sevgili Vatandaşlarım, Değerli Basın Mensupları, Refahyol Hükümeti tarafından 1997 yılında yüzde 65 olarak öngörülen yıllık ortalama enflasyon oranının (TEFE) yüzde 80’in, 12 aylık enflasyon oranının ise, yüzde 85’in üzerinde olacağı tahmin edilmektedir. Bu artışlarda, Refahyol Hükümeti tarafından ilk altı ayda uygulanan popülist yaklaşımların sonuçlarının ortaya çıkması ve bilhassa, baskı altında tutularak geciktirilen KİT fiyat ayarlamalarının yapılmak zorunda kalınması, en önemli etkenler olmuştur. Elbette bunda, Hükümetimizin ekonomik gerçeklere uygun olarak, Temmuz ayında Akaryakıt Tüketim Vergisi oranlarını yeniden düzenlemesi sonucu, petrol ürünleri fiyatlarında meydana gelen artışlar da etkili olmuştur. Tüpraş’ın 35 trilyon liraya yaklaşan zararı karşısında, akaryakıt fiyatlarını 2 kez ayarlamak zorunda kaldığımızı da buna ilave etmem gerekir.

    ÖZELLEŞTİRME

    Sevgili Vatandaşlarım, Değerli Basın Mensupları, Verimsiz ve hantal hale getirilmiş KİT’lerin faaliyetlerini sürdürmelerine ve topluma yük olmalarına engel olamazsak, kamu kesiminin enflasyona olumsuz katkıları ilanihaye sürecektir. Ancak, kamu bankaları dahil olmak üzere, KİT’lerin büyük çoğunluğunu özelleştirmek, bu sorunun çözümünde atılacak en önemli adım olacaktır. 330 günlük Refahyol Hükümeti döneminde 363 milyon dolarlık özelleştirme gerçekleştirilmesine karşılık, 100 günlük 55. Hükümet döneminde 287 milyon dolarlık özelleştirme yapılmıştır. Geçmiş hükümet döneminde iki defa ihaleye çıkılan, fakat özelleştirilemeyen Etibank Bankacılık Bölümünün yıl sonuna kadar özel kesime devri tamamlanacaktır. 1998 yılının başlarında mutlaka özelleştireceğimiz Türk Telekom’un hazırlık çalışmaları büyük bir hızla sürdürülmektedir. Özelleştirme çalışmaları 1996 yılından beri sürdürülen, fakat mesafe katedilemeyen 12 adet termik santral ihalesi geçtiğimiz hafta sonu enerji Bakanlığınca sonuçlandırılmıştır. Böylece Tunçbilek, Çayırhan, Kangal, Orhaneli, Yatağan, Çatalağzı-B, Soma-A-B ve Yeniköy-Kemerköy Termik Santralerinin ihalesi Hükümetimizce gerçekleştirilmiş bulunmaktadır. Mülkiyet hakkı devlette kalmak kaydıyla, 20 yıl süreyle işletme hakkı özel sektöre devredilecek bu santrallerin yılda yaklaşık 5 milyar kilovatsaat üretim artışı sağlayacak olup, toplam 1 milyar 240 milyon dolar gelir elde edilmiş olacaktır. Diğer yandan 25 dağıtım bölgesine ayrılan elektrik dağıtım hatlarının özel sektöre devri çalışmaları tekliflerin değerlendirilmesi aşamasındadır. GSM Lisansları’nın devri, elektrik santralları ile dağıtımının özelleştirilmesi ve diğer satışlarla beraber, yıl sonuna kadar, toplam 4 milyar doların üzerinde gelir elde edilecektir. Böylece, özelleştirmede 6 ay gibi kısa bir sürede, son yılların rekorunu kırmış olacağız.

    TARIMSAL DESTEKLEME

    Sevgili Vatandaşlarım, Değerli Basın Mensupları, Hükümetimiz, alın terleri kurumadan hakkını vermeyi prensip edindiği çiftçilerimizi de unutmamıştır. Çiftçilerimizin mahsullerinin bereketini görmelerini sağlayacak ve yüzlerini güldürecek bir alım politikası uygulanmıştır. Bu çerçevede; alım fiyatlarında Çekirdeksiz Kuru Üzümde yüzde 94, Kuru İncirde yüzde 144, Fındıkta yüzde 141, Ayçiçeği’nde yüzde 86, Pamukta yüzde 119, Çeltikte yüzde 108 ve Haşhaş Kapsulünde yüzde 113 artış sağlanmıştır. Böylece çiftçimize reel gelir artışı kazandıracak fiyatlar verilmiştir. Tarım Satış Kooperatifleri Birliklerine, önceki Hükümet tarafından sadece 14 trilyon liralık bir kaynak tahsis edilmesine karşılık, Hükümetimizce, Destekleme Fiyat İstikrar Fonu’ndan, toplam 80 trilyon liralık kaynak ayrılmıştır. Bugüne kadar üreticimize yapılan toplam ödeme 250 trilyon liraya ulaşmıştır. Buna ilave olarak, çiftçimizin, önceki Hükümetler döneminden kalan 24 trilyon lira civarındaki alacağını da, her türlü imkanı seferber ederek ödedik. 1996 yılında 182 trilyon liralık tarımsal ürün alımı gerçekleştirilmişken, 1997 yılında, bu tutarın, 500 trilyon lirayı aşması beklenmektedir. Bunlara ilave olarak, Bakanlar Kurulumuzun aldığı bir kararla, tabii afetlerden ürünleri ve hayvanları zarar gören çiftçilerimizin, Ziraat Bankası, Tarım İşletmeleri Genel Müdürlüğü ve Tarım Kredi Kooperatifleri Birliğine olan, 1997 yılı vadeli zirai borçları, bir yıl süreyle, faizsiz olarak ertelenmiştir. Nüfusumuzun yaklaşık yarısının geçimini temin ettiği tarım sektörünün, 1997 yılının ilk altı ayında milli gelirden aldığı payda meydana gelen yüzde 1,5’luk reel azalış, bizim tarımsal destekleme konusunda aldığımız kararların haklılığını ortaya koymaktadır. Tarımsal destekleme uygulamalarının, Ziraat Bankasına olumsuz yöndeki etkilerini gidermek amacıyla, bankanın sermayesi 20 trilyon liradan, 5 kat artırılarak, 100 trilyon liraya yükseltilmiştir. Devletten katrilyonlara ulaşan görev zararı alacağı bulunan Ziraat Bankası’nın yükünün azaltılması, çiftçimizin ihtiyacı olan kredi imkanlarını artırabilmesi için, kredi faiz oranlarında ayarlama yapılmıştır. Faiz oranlarında ekonominin gereklerine uygun hareket edilmeye çalışılmıştır. Halen çiftçimizin zirai krediler için ödediği faiz oranı kredi maliyetinin yarısı kadardır. 1998 yılında enflasyon hedefine ulaşıldığında kredi faizleri oranında buna uygun indirime gidilecektir.

    DIŞ TİCARET

    Sevgili Vatandaşlarım, Değerli Basın Mensupları, 1997 yılı programında yıllık artış hızı yüzde 20 olarak öngörülen ihracatımızın, bir önceki yıla göre yüzde 12,6 oranında artış kaydederek 26 milyar dolara ulaşması beklenmektedir. Hatırlarsanız, 1980’li yılların başında bizim gerçekleştirdiğimiz yapısal ekonomik dönüşüm ve ihracata dayalı büyüme stratejisi ile, Türkiye’de ödemeler dengesini sorun olmaktan çıkarmıştık. Ancak, 1994’te yaşadığımız ekonomik kriz sonrası, bu alanda ilave düzenlemelerin zaman geçirilmeden yapılması gereği ortaya çıkmıştır. Bu amaçla aldığımız geniş kapsamlı kararlar ile Dış Ticaret Hamlesinin İkincisini 55. Hükümet olarak tekrar başlatmış bulunmaktayız. İhracat işlemlerinin süratle sonuçlandırılması için, fiili ihracat esnasında "gümrük beyannamesi" ve "ticari fatura" dışında, herhangi bir belge aranılmaması getirilerek, bürokrasi en aza indirilmiştir. Bu çerçevede, çeşitli Para-Kredi ve Koordinasyon Kurulu kararları ile, özellikle Küçük ve Orta Boy İşletmelerin (KOBİ) ihracatına yönelik yeni teşvikler getirilmiştir. Anadolu’nun kalkınma hamlesinin mimarları olarak gördüğümüz KOBİ’lere ve esnafımıza, Halk Bankası’ndan kullandırılan ihtisas kredisi tutarı 259 trilyon liraya çıkartılmıştır. Türk Eximbank bünyesindeki KOBİ tanımı genişletilerek, imalatçı firmalardaki işçi sayısı 150’den 200’e çıkarılmıştır. Böylece çok sayıda yeni işletme KOBİ kapsamına alınarak, teşvik ve destekleme kredilerinden yararlanmaları sağlanmıştır. Bütün dünyada önem kazanan bio teknoloji, elektronik, yüksek teknoloji gerektiren ve ihracat imkanı yaratan yatırımlar ile toplam tutarı 50 milyon doları geçen komple yeni yatırımlar, "özel önem taşıyan sektör yatırımları" kapsamına dahil edilmiştir. Bunun yanında, ihracatın finansmanına da katkıda bulunmak amacıyla, Eximbank’ın sermayesi, 15 trilyon liradan 50 trilyon liraya yükseltilmiştir. Ayrıca, bankanın kredi limitleri de artırılmış ve ihracatçımıza, ilk altı ayda verilen 160 trilyon liralık krediye karşılık, Hükümetin ilk 100 gününde, buna yakın tutarda kredi verilmiştir. Dış Ticaret Sermaye Şirketlerine, Eximbank kaynaklarından kullandırılan kısa vadeli Türk Lirası ihracat kredilerinden alınmakta olan yüzde 1’lik aracılık komisyonu uygulamadan kaldırılmıştır. Yine, ihracatçılarımızın yeni ve riskli pazarlara girmelerini teşvik etmek için, 600 milyon dolarlık ihracat sigorta kapsamına alınmıştır.

    YATIRIMLAR

    Sevgili Vatandaşlarım, Değerli Basın Mensupları, Bildiğiniz gibi, devletin yapmaya çalıştığı yatırımlar yıllarca sürmektedir. Halen devam eden proje sayısı 5.332’ye ulaşmıştır. Bu projelerin toplam bedeli 1997 yılı fiyatları ile 16,5 katrilyon liradır. Yani 1997 yılı ortalama kuruyla yaklaşık 108 milyar dolar. Söz konusu projelerin başlangıcından 1997 yılı sonuna kadar 6 katrilyon liralık kısmının gerçekleştirilmesi halinde, geriye tamamlanması gereken 10,5 katrilyon liralık, yani 70 milyar dolarlık kamu yatırım stoku ile karşı karşıya bulunmaktayız. Bundan sonra, 1997 yılındaki yatırım ödeneği kadar tahsis yapılması ve yeni hiçbir projeye başlanılmaması durumunda bile bu projeler ancak ortalama 12 yılda tamamlanabilecektir. Bize düşen, öncelikli hedefler tayin ederek, bu projelerin bir an önce uygulamaya konulmasını sağlamak için gerekli iç ve dış finansmanı temin etmektir. Hükümetimizce 1997 yılı ek bütçesi ile ülkemiz açısından hayati öneme sahip 100 projenin ödenek ihtiyaçları için, 117 trilyon liralık ilave kaynak sağlanmıştır.

    ENERJİ SEKTÖRÜ 1991 yılı öncesi, bizim dönemimizde, ülkemizin enerji kurulu gücüne, yıllık ortalama 1130 me***** eklenmesine karşılık, 1993 yılından sonra yıllık ortalama 302 me***** ilave yapılabilmiştir. Sonuçta, bu yıl asgari 6,5 milyar kilovat saat enerji açığımızın olması beklenmektedir. Bu durumun ve enerji sektörünün, ülke ekonomisi için önemini bilen Hükümetimizin ilk 100 gününde; Adana Seyhan nehri üzerindeki yılda ortalama 596 milyon kilovatsaat enerji üretim kapasiteli Adana-Çatalan Barajı ünitelerinin tamamı üretime alınmıştır. Muğla-Dalaman ve Alanya-Dim barajlarının temelleri atılmıştır. Bu 3 baraj aynı zamanda sulama ve taşkından koruma amaçlıdır. Artvin Çoruh nehri üzerinde 670 me***** gücündeki Deriner barajının finansman problemi çözülmüş, önümüzdeki ay temeli atılacaktır.

    Toplam 215.45 me***** gücündeki Gürce (11,25 mv), Lamas 3-4 (41 mv), Kavşak Bendi (140 mv), Çal (2,2 mv), Aralık (16 mv) hidroelektrik santralinin kurulması ile ilgili sözleşmeleri imzaladık, Taraklı (5 mv) da ise görüşmeler sürmektedir. 1998 yılı içerisinde de Dilek-Güroluk, Of-Solaklı, Boyabat ve Yedigözü projeleri aynı yöntemle başlatılacaktır.

    Yaklaşık 20 hektar araziyi sulayarak, çiftçilerimizin ürünlerinin verimini kat kat artıracak olan Denizli-Baklan Barajı hizmete açılmıştır. 630 me***** gücündeki Ambarlı Fuel-Oil ve 600 me***** gücündeki Seyitömer Termik Santralleri’nin işletme hakkı devri ihalesi 28.8.1997 tarihinde yapılmıştır. Üretim kapasitesi yaklaşık 400 milyon kilovat/saat olan 53 me***** gücünde 6 otoprodüktör tesisin sözleşmesi imzalanmıştır. 2 milyar 23 milyon dolar değerindeki Afşin-Elbistan B Termik Santrali -Baca Gazı Tesisi dahil- için firmalardan alınan tekliflerin değerlendirme çalışmaları sürmektedir. TEAŞ yatırım programında yer alan projelerden 526,5 milyon dolar tutarındaki Çan Termik Santrali’nin ihalesi yapılmış olup, teklifleri 6 Kasım’da alınacaktır. TEDAŞ Genel Müdürlüğünün 1997 yılı yatırım programında yer alan 2900 adet şehir şebekesi, köy şebekeleri ve dağıtım tesisleri projelerinin gerçekleşme oranı yüzde 16’dan yüzde 40 seviyesine yükseltilmiştir. 19 Temmuz 1997’de 4283 sayılı yasayı yürürlüğe koyarak Yap- İşlet Modeli ile enerji üretim tesisleri kurulmasına imkan verilmiştir. Bu çerçevede, 17 Ekim 1997 tarihinde sonuçlanan ihalelerle 4’ü doğalgaz, 1’i kömürle çalışacak toplam 5.200 me***** gücündeki 5 termik santral yapımına gidilmektedir. Bu, şu anda Türkiye’de kurulu bulunan gücün yüzde 20’sine tekabül etmektedir. Yap-İşlet modeline göre kurulacak tesislerin toplam proje tutarı yaklaşık 5 milyar dolardır. Daha önceki enerji yatırımlarından çevreye büyük zarar veren Yatağan Termik Santrali’nde de-sülfirizasyon sistemi hizmete açılmıştır. Gökova Termik Santrali’nin de çevreye verdiği zararları önlemek için gerekli olan tesislerin yapımına başlanacaktır. Kemerköy Termik Santrali Baca Gazı Arıtma Tesisi’nin proje bedeli 84 milyon dolar olup, sözleşmesi imzalanarak kredi görüşmelerine geçilmiştir. Türkiye’nin artan doğalgaz ihtiyacının karşılanmasına yönelik olarak Rusya’dan yılda 16 milyar metreküp ek doğal gaz alınmasını öngören Karadeniz geçişli boru hattı projesinin çerçeve anlaşması imzalanmıştır. Türkiye’nin ilk denizden doğalgaz üretim sahası olan kuzey marmara doğal gaz üretim tesisleri 19 Ekim 1997’de işletmeye açılmıştır. Buradan günde 2 milyon metreküp doğalgaz elde edilecektir. ULAŞTIRMA SEKTÖRÜ KARAYOLU: Ülkemizin en önemli problemlerinden birisi olan trafik kazalarının, yol şartlarından kaynaklanan nedenlerinin ortadan kaldırılması, otoyollar ile karayollarının yapımına imkan verilmesi için gereken kaynaklar Hükümetimizce ayrılmıştır: Dış kredilerden yararlanmaya imkan verecek kararnameyi Hükümetimiz çıkararak, karayolları yapımına yeni bir atılım getirmiştir. Bu çerçevede, 860 milyon dolarlık dış kredi ile Karadeniz Sahil Yolu ihalesi yapılmıştır. Dünyanın en uzun ikinci köprüsü olan İzmit Körfez Geçişi projesi 1,8 milyar dolar bedelle, Yap-İşlet-Devret Modeli çerçevesinde Türk-İngiliz-Japon Konsorsiyumuna verilmiş ve sözleşmesi imzalanmıştır. Diğer taraftan, geçmiş hükümet döneminde ihmal edilen 1.514 kilometrelik otoyol ağının acil olan bakım ve onarımları sağlanmıştır. Bunun yanında karayollarımızda ençok trafik kazasının gerçekleştiği 94 noktanın birçoğunda iyileştirmeler tamamlanmış, tümü 1997 yılı sonunda bitirilecektir. Yıl sonuna kadar 60.459 kilometrelik karayolu ağı güvenli hale getirilmiş olacaktır. 1997 sonu itibariyle 62 kilometre otoyol, 36 kilometre de bağlantı ve toplama yolunun trafiğe açılması planlanmaktadır. Gaziantep-Şanlıurfa otoyolu (131.5 kilometre) ile Ankara-Pozantı (Ankara-Acıkuyu 98 kilometre) ve Pozantı-Ulukışla-Ereğli ayrımı (52 kilometre) otoyollarının da ihale hazırlıkları tamamlanmıştır. Karayolları yatırımlarının hızlandırılabilmesi amacıyla 2886 sayılı Devlet İhale Kanunu kapsamı dışında ihaleye çıkılabilmesi için Bakanlar Kurulu kararı alınmıştır.

    DEMİRYOLU: Demiryollarının ulaştırma sistemleri içerisindeki payını artırmak amacıyla TCDD Genel Müdürlüğünün Yeniden Yapılanma Projesi, uygulama aşamasına getirilmiştir. Ülkemiz demiryollarının hat kapasitesini yüzde 25-30 oranında artıracak olan modernizasyon projelerinden birisi olarak tasarlanan 189 kilometrelik Çerkezköy-Kapıkule elektrifikasyon sistemi 6.9.1997 tarihinde tamamlanarak deneme işletmesine açılmıştır. Ayrıca Samsun-Amasya arasında ray otobüsü sefere konulmuş olup, yol yenilemesinin tamamlanmasından sonra 1.10.1997 tarihinden itibaren tam kapasite ile çalıştırılmaya başlanacaktır. Ülkemizi, Gürcistan üzerinden Kafkasya ve Orta Asya'ya bağlayacak Kars-Tiflis demiryolu inşaatının kredili olarak ihale edilmesi amacıyla çalışmalara başlanmıştır. HAVAYOLU: Ulaştırma ve taşımacılık konusunda 21. yüzyılın seçeneği olacak gibi görünen hava taşımacılığı konusunda da gereken hassasiyet hükümetimiz tarafından gösterilmektedir. Bu konuda hem milli hava yolumuzun rekabet düzeyinin artırılması, hem de özel sektörün önündeki engellerin kaldırılması ve alt yapının oluşturulması için gerekenleri yapmaktayız. Havayolu taşımacılığına da özel bir önem verilmekte olup hedef her ile bir hava alanıdır. Bu alandaki yatırımlar hızlandırılmıştır. Yap-İşlet-Devret modeliyle Atatürk Havaalanı Yeni Dış Hatlar Terminali ihale edilmiş olup, önümüzdeki günlerde temeli atılacaktır. Adnan Menderes Hava Limanı Charter Terminali, iç hat yolcu salonu olarak tadil edilerek, 12.9.1997 tarihinde hizmete açılmıştır. Göller Bölgesinin konvansiyonel şartlarda hizmet veren havaalanı ihtiyacını karşılayacak ve yakın mesafede bulunan Antalya Hava Limanına destek verecek olan Süleyman Demirel Hava Limanı 21.7.1997 tarihinde hizmete açılmıştır. Bodrum/Milas, Çorlu ve Dalaman havaalanlarının geliştirilmesi ve yaşanan dar boğazların giderilmesi amacıyla, 1998 turizm mevsimine kadar bu hava limanlarımıza yönelik çalışmaları önce tamamlanmasına ve Nevşehir (Tuzköy) Havaalanının da 1998 yılında hizmete verilmesine çalışılmaktadır. Güneydoğu Anadolu Bölgemizin hava ulaşımında önemli imkan sağlayacak olan GAP- Şanlıurfa Konvansiyonel Hava Limanının ihale çalışmaları devam etmekte olup, proje 1997 yılı içerisinde ihale edilecektir. UZAY TEKNOLOJİSİ: Türkiye'nin uzay iletişim teknolojilerinde büyük mesafe almış olması göz önünde tutularak, ulusal uzay politikamızın belirlenmesi ve bu amaçla Türk Uzay Ajansı adlı sürekli bir kurum oluşturulması yolunda karar alınmıştır. Hükümetimiz, uzay teknolojisindeki gelişmeleri değerlendirmiş ve Türkiye'nin bu konudaki atılımlarını ve gereksinimlerini de göz önünde tutarak üçüncü bir uydu projesiyle ilgili çalışmaların bir an önce sonuçlandırılmasını kararlaştırmıştır.

    DEVLETİN TEMEL GÖREVLERİ KONUSUNDAKİ İCRAATLARIMIZ MİLLİ EĞİTİM

    Sevgili Vatandaşlarım, Değerli Basın Mensupları, 55. Hükümet olarak milli eğitim sistemimizde yeni bir anlayış, değerlendirme ve yönlendirme düşüncesi ile "Eğitimde Çağı Yakalama 2000" Projesini başlattık. Bu proje Türkiye’ye ne kazandıracaktır? Başta Amerika Birleşik Devletleri, Avrupa ve tüm gelişmiş ülkeler, bugünkü ileri düzeylerine rağmen, eğitimi, birinci ve temel hedefleri olarak kabul etmektedirler. Gelecek yıllarda bilgi, dünyadaki en güçlü ve etkili silah olacaktır. Bu güce sahip toplumlar, diğer toplumların önüne geçecek ve dünyayı yönlendireceklerdir. Türkiye bu bilgi çağına hazır olmak zorundadır. Bu amaçla Hükümetimiz her türlü fedakarlığı yaparak, ilköğretim çağından itibaren çocuklarımıza bilgisayar kullanmayı ve dünya bilgi ağlarından faydalanmayı sağlayacak alt yapıyı kuracaktır. Nüfusumuzun yarısından fazlasını oluşturan gençlerimiz, ilköğretimden başlayarak orta öğretimle perçinlenen ve üniversiteyle desteklenen büyük bir eğitim seferberliğiyle en iyi şekilde yetiştirilecektir. Hükümetimiz, 2000 yılına kadar devam edecek bir süreçte milli eğitim sistemimiz ile ilgili şu uygulamaları başlatmış bulunmaktadır:

  • Zorunlu İlköğretim 8 yıla çıkartılmıştır.
  • Alt yapısı yeterli olan okullarda hemen, diğer okullarımızda üç yıl içerisinde, ikili öğretime ve birleştirilmiş sınıf uygulamasına son verilecektir.
  • Sınıflarda en fazla 30 öğrenci olacaktır.
  • Bütün okullarda bilgisayar laboratuarları oluşturulacaktır.
  • Her okulun spor tesisi bulunacaktır.
  • İlköğretim okullarında 4. sınıftan itibaren yabancı dil öğretimi başlayacaktır.
  • İlköğretim okulu için kapasitesi müsait olmayan ya da bu alt yapıya sahip bulunmayan yerlerdeki öğrencilerimiz, şartları uygun okullara taşınarak eğitimlerini sürdüreceklerdir.
  • Maddi sıkıntı içerisindeki ailelerin, ilköğretim çağındaki çocuklarının bütün masraflarını devlet üstlenecektir.
  • Güvenlik başta olmak üzere, çeşitli sebeplerle taşımalı eğitim yapılamayan yerlerde Yatılı İlköğretim Bölge Okulları inşa edilecektir.
  • Taşımalı eğitimden yararlananların ulaşım ve beslenme masrafları devlet tarafından karşılanacaktır.
  • Ortaöğretime devam edecek öğrencilerimiz için ihtiyaç duyulması halinde hazırlık sınıfları açılacaktır.
  • Üniversite kapılarındaki yığılmayı önlemek ve yetişmiş insan gücü ihtiyacını karşılamak amacıyla mesleki ve teknik orta öğretim kurumları cazip hale getirilecektir.

    SAĞLIK

    Değerli Basın Mensupları, Türkiye, sağlık sektöründe ihtiyacı olan yeniden yapılanma sürecinin hazırlıklarını tamamlamış, uygulama aşamasına gelmiştir. Bu çalışmalar arasında, başta sağlık ocakları ve acil yardım birimleri olmak üzere, tüm birinci basamak sağlık kuruluşlarının insan gücü, bina ve malzeme kaynakları açısından geliştirilmesi de yer almaktadır. Hedefimiz, güçlü temel sağlık hizmetleri alt yapısıyla, sağlık sektörünün yeniden yapılanma sürecini başlatarak, herkese ihtiyacı ölçüsünde ulaşılabilir, kabul edilebilir, kaliteli, kapsayıcı ve etkili sağlık hizmetini sunmaktır. Bunları gerçekleştirmek için; Sağlık sigortası ile yaşlılık sigortası birbirinden ayrılacaktır. Böylece tüm vatandaşlarımızın sağlık sigortası güvencesi altına alınması sağlanacaktır. Sağlık sistemi, finansman, yönetim ve organizasyon, insan gücü, hizmet arzı ve mevzuat boyutları ile yeniden düzenlenecektir. Özel sektör ve yerel yönetimlerin sağlık sektörüne yatırımları teşvik edilecektir. Doğu ve Güneydoğu illerinin sorunlarının çözümüne gösterdiğimiz hassasiyet nedeniyle, bu bölgede yer alan 23 ilde uygulanan Sağlık Projesi titizlikle takip edilmektedir. Bu çerçevede 23 ilimize 200 milyon dolarlık yatırım yapılmaktadır. Sağlık kuruluşlarının personel açığının giderilebilmesi amacıyla 3876 yeni sağlık elemanı atanmış olup, 5020 kadroya da atama yapılabilmesi çalışmaları sürdürülmektedir. Diğer yandan, ana karayolu güzergahlarındaki il ve ilçe devlet hastanelerinin acil servisleri, araç-gereç ve personel bakımından geliştirilmektedir. Böylece, trafik kazalarında yaralanan vatandaşlarımıza hızlı ve etkin müdahale yapılabilmesi sağlanacaktır.

    ADALET

    İlgili kanunlarda değişiklik yapılarak, öğretim elemanları ile üniversite öğrencilerine siyasi partilere üye olma imkanı getirilmiştir. Hükümetimizin ilk çalışmalarından birisi de, 12.7.1997 tarihine kadar hapishanede bulunan sorumlu müdürlerin cezaları ile haklarında açılan davaların ertelenmesini ve 3 yıl süre ile bu fiilleri tekrarlamamaları halinde suç işlememiş sayılmalarını öngören kanunu çıkartmak olmuştur. İdare ile kişiler arasındaki uyuşmazlıkların yargı yoluna başvurulmadan çözümlenmesini sağlamak amacıyla Uzlaştırma Kurulları oluşturulmaktadır.

    Mahkemelerin ve savcılıkların yüklerinin hafifletilmesi amacıyla hürriyeti bağlayıcı ceza ve kamu para cezalarının idari para cezasına çevrilebilmesi sağlanacaktır. Özel bir model geliştirilerek, avukatların mesleklerini şirket bünyesinde yürütebilmeleri imkanı getirilmektedir.

    SAVUNMA Türk Silahlı Kuvvetleri'nin ihtiyaçlarının karşılanması ile ilgili olarak 54. Hükümete önerilen, ancak neticelendirilemeyen 12 adet Bakanlar Kurulu Kararı, 55. Hükümet tarafından gerçekleştirilmiştir. Türk Silahlı Kuvvetleri’nin modernizasyonu ve Türk savunma sanayiinin geliştirilmesi amacıyla, F-16 elektronik harp projesi kapsamında Türk Hava Kuvvetleri Komutanlığına 110 uçak teslim edilmiştir. Hücum helikopterleri modernizasyonu projesi kapsamında kullanılmak üzere Savunma Sanayi Fonu’ndan 2,3 trilyon lira ödeme yapılmıştır. Amerika Birleşik Devletleri’nden alınması planlanan, ancak, bazı sorunlar nedeni ile teslimi yapılmayan 3 fırkateynin Türkiye’ye devri konusunda anlaşmalar tamamlanmış olup, önümüzdeki aylarda bu fırkateynler Türk Silahlı Kuvvetleri tarafından teslim alınacaktır. TERÖRLE MÜCADELE VE İÇ GÜVENLİK

    Sevgili Vatandaşlarım, Değerli Basın Mensupları,
    Hükümetimizin kurulduğu günden bugüne kadar, ülkemiz genelinde 872 terör olayı meydana gelmiştir. Bu olaylarda ve operasyonlarda, sınırötesi operasyonları hariç, 518 terörist ölü, 11 terörist yaralı olarak ele geçirilmiştir. Yine bu olaylarda 67 vatandaşımız hayatını kaybetmiş ve 146 vatandaşımız da yaralanmıştır. Terörle mücadelede 164 güvenlik görevlimiz şehit olurken, 385 güvenlik görevlimiz de yaralanmıştır. Türk Silahlı Kuvvetleri, huzur ve güvenin tesisi yönünde ihtiyaç duyuldukça, Kuzey Irak’taki terörist unsurlara yönelik operasyon yapmaktadır. Bu operasyonlar hedeflere tam anlamıyla ulaşılıp, güvenlik tesis edilene kadar büyük bir kararlılıkla devam edecektir. Bu vesile ile terör olaylarında hayatlarını kaybeden vatandaşlarımıza ve güvenlik görevlilerimize Allah’tan rahmet, yakınlarına ise başsağlığı diliyorum. Terör nedeni ile şehit ve malul olanların çalışabilecek durumdaki yakınlarının kamu kurum ve kuruluşlarında istihdamına ilişkin çalışmalar titizlikle sürdürülmektedir. Hükümetimiz döneminde 340 şehit ve malul yakınının işlemleri tamamlanmış ve atamaları yapılmıştır. Terör bugün için, birden çok ülkeyi ilgilendiren, uluslararası bir sorundur. Bu nedenle uluslararası güvenlik ve işbirliği çalışmalarımız sürdürülmektedir. Terörle mücadelede ana hedefimiz, insan haklarına saygılı ve hukuk kuralları içerisinde mücadele etmektir.

    1998 YILI PROJEKSİYONLARI VE 2000’Lİ YILLARA HAZIRLIK PROJELERİMİZ

    Değerli Basın Mensupları, Sevgili Vatandaşlarım, Basın toplantısının bu bölümünde, 1998 yılı bütçesi ile Türkiye’nin 2000 yılına kadar oluşan hedeflerini sizlerle paylaşmak istiyorum.

    MAKRO EKONOMİK HEDEFLER

    BÜYÜME

    Ekonomide, derhal istikrarın tesisi ve sürdürülebilir bir büyüme ortamı sağlanması ile vatandaşlarımızın hayat seviyelerini hızla gelişmiş ülkeler düzeyine yükseltilmesi, en büyük ve nihai hedefimizdir. Çünkü, Türk insanı her şeyin en iyisine layıktır. 1998 yılı programı, bir taraftan enflasyonu yüzde 90’lardan yüzde 50’ye indirmeyi, diğer taraftan da sürdürelebilir bir büyümeyi içermektedir. Bu nedenle bütçe hedefi, 1998 yılı büyüme hızının yüzde 3 olmasını öngörmektedir. Büyüme hızında hedefimiz 1999 ve 2000 yılında, yüzde 4,4’lük istikrarlı ve sürdürülebilir bir oran olacaktır. Bununla beraber özelleştirme ve dış kredi imkanlarının artırılması ile özel sektör ve yabancı sermaye artışı bu rakamların daha da yükselebilmesi imkanını yaratacaktır.

    ENFLASYON Öncelikli hedefimiz makro ekonomik istikrardır. Bu anlamda, size verebileceğim en büyük müjde, enflasyonun, yani hayat pahalılığının kontrol altına alınarak indirilmesi olacaktır. Hedefimiz, 1997 yılında ortalama yüzde 85’ler, yıl sonu itibarı ile ise yüzde 80’ler civarında beklenen enflasyonu, 1998 yılında, ortalamada 21 puan azaltarak yüzde 64, yıl sonu itibarı ile 30 puan azaltarak yüzde 50 düzeyine çekmektir. Yıl sonu itibarı ile hedefimiz enflasyonu, 1999 yılında yüzde 20, 2000 yılında ise yüzde 3 oranına çekmektir. Önümüzdeki yıllar şüphesiz zor, fakat bütün toplumun lehine gelişmelerin yaşanacağı ve sonuçlarının alınmaya başlanacağı bir dönem olacaktır. 1995 yılında, gelişmiş ülkelerde enflasyon (TÜFE) ortalaması yüzde 2,5, Avrupa Birliği’nde yüzde 3,1 ve hatta gelişmekte olan ülkeler ortalaması yüzde 26,3 iken, ülkemizde yüzde 93,6 düzeyindedir. Türkiye, bu enflasyon oranıyla maalesef dünya ikincisidir. Kronik enflasyon nedeniyle, ülkemizde gelir dağılımının bozulduğu bir gerçektir. Enflasyon sabit ve dar gelirli vatandaşlarımızı perişan etmiş ve artık tahammül edilebilir boyutları aşmıştır. Yatırımların yavaşlaması gençlerimize iş imkanını engellemiş ve geleceğimiz tehdit altına girmiştir. Eğer gerekli tedbirleri almasaydık, 1998 yılı ve sonrasında enflasyon oranı 3 haneli rakamlara ulaşacaktı ve toplumun bütün kesimleri derin yaralar alabilecekti. 2000’li yıllarda enflasyonu tek haneli rakamlara indirmenin yolu, tüm ülke insanlarının beraberce katlanacağı bir fedakarlıktan ve akıllıca uygulanacak orta vadeli bir programdan geçmektedir. Türkiye’nin Avrupa Birliğinin bir üyesi olabilmesinin, gelişmiş ülkelerle iktisadi entegrasyonunu sağlamasının ve rekabet edebilmesinin bir gereği olarak, enflasyonun bu ülkelerin seviyesine indirilmesi şarttır. Bu elbette, sadece Avrupa Birliğine üye olmak için değildir. Enflasyonun düşürülmesi, ülke ekonomisinde ihtiyacımız olan istikrarın sağlanması ve yatırımlar için kaynak yaratabilmenin de ön şartıdır.

    KAMU KESİMİ BORÇLANMA GEREĞİ Enflasyonun en önemli sebeplerinden biri olarak gördüğümüz kamu açıklarının düşürülmesi için başta vergi ve sosyal güvenlik reformları ile özelleştirme uygulamalarını kararlılıkla sürdüreceğiz. Böylece kamu açıklarının oluşmasında büyük rol oynayan önemli unsurlar bertaraf edilmeye başlanarak, Kamu Kesimi Borçlanma Gereğinin (PSBR) GSMH içindeki payı, 1997 yılındaki yüzde 9,5’lik düzeyinden, ilk etapta 0,9 puan azaltılarak, 1998 yılında yüzde 8,6 düzeyine indirilecektir. Söz konusu oran orta vadeli program çerçevesinde, 1999 yılında yüzde 5,5’e, 2000 yılında ise yüzde 3’e düşürülecektir.

    DIŞ TİCARET 1997 yılında 26 milyar dolar olarak gerçekleşmesini beklediğimiz ihracatımızın, yüzde 11,5 artarak, 1998 yılında 29 milyar dolara ulaşmasını hedeflemekteyiz. Gerek coğrafi konumumuz, gerekse özel sektörümüzün dinamizminden kaynaklanan potansiyelimiz dikkate alındığında, bu tutarın yeterli olmadığı aşikardır. Alacağımız tedbirlerle hedefimiz, 2000’li yılların başında, 50 milyar dolarlık bir ihracat rakamına ulaşmaktır. 1997 yılında 46 milyar dolar olarak gerçekleşecek ithalatımızın, yüzde 8,7 artarak, 1998 yılında, 50 milyar dolar düzeyine ulaşması beklenmektedir. Böylece, 1997 yılında yüzde 56,5 olan ihracatın ithalatı karşılama oranının, 1998 yılında yüzde 58’e yükselmesini hedeflemekteyiz. Cari işlemler dengesi ise, finanse edilebilir boyutlarda tutulacaktır.

    KONSOLİDE BÜTÇE Değerli Basın Mensupları, Meclise sunduğumuz 1998 yılı bütçesi, büyük bir dikkatle ve ekonomik gerçeklere uygun olarak hazırlanmıştır. 1997 yılında 5 katrilyon 427 trilyon lira olarak gerçekleşmesini beklediğimiz Konsolide Bütçe gelirlerinin, 1998 yılında 10 katrilyon 750 trilyon liraya, harcamalarının ise 8 katrilyon 52 trilyon liradan, 14 katrilyon 743 trilyon liraya ulaşması öngörülmektedir. Bütçe gelirlerinin GSMH’ya oranının 1997 yılındaki yüzde 18,7 seviyesinden, 1998 yılında yüzde 21,9’a, giderlerin ise GSMH’nın yüzde 27,7 oranından yüzde 30’u düzeyine yükselmesi hedeflenmektedir. Böylece, 1998 yılında bütçe açığımızın, yaklaşık 4 katrilyon lira düzeyinde tutulması mümkün olacaktır. Bu durumda, söz konusu açık, 1997 yılında GSMH’nın yüzde 9,0’lık düzeyinden, 1998 yılında yüzde 8,1’i düzeyine düşürülebilecektir. Bütçe açığının GSMH içindeki payının üç yıllık orta vadeli program çerçevesinde, 1999 yılında yüzde 5,4’e, 2000 yılında ise yüzde 2,1’e düşürülmesi hedeflenmektedir. Eğer öngördüğümüz orta vadeli ekonomik programımızı uygulamaz isek bu oranlar tersine döner ve bütçe açığının GSMH içindeki payının 2000 yılında yüzde 16’ya ulaşmasını engelleyemezdik. Son yıllarda faiz dışı açık vermeyen bütçemizin, 1997 yılında Refahyol Hükümetinin yanlış uygulamalarından dolayı, 334 trilyon lira faiz dışı açık vermesi beklenmektedir. Bunu kabul etmek ve sürdürmek mümkün değildir. Önümüzdeki yıl alacağımız tedbirlerle, bütçenin GSMH’nın yüzde 3,9’u düzeyinde, 1,9 katrilyon lira faiz dışı fazla vermesini hedefliyoruz. Faiz dışı fazlanın 1999 ve 2000 yıllarında GSMH’nın yüzde 4’ü civarında tutulmasını sağlayacak bütün önlemler orta vadeli programımızda dikkate alınmıştır. Böylece bütçenin hareket kaabiliyetini büyük ölçüde azaltan ve kamunun mali piyasalara olumsuz etkide bulunmasının nedeni olan borç ve faiz yükü ile daha etkili mücadele edilmiş olacaktır. Bütçede mali disiplin mutlaka sağlanacak, özellikle yapılan ödenek tahsislerinden ve alınan tasarruf tedbirlerinden asla taviz verilmeyecektir.

    VERGİ REFORMU

    Devletin iki yakasını bir araya getirmek, ekonomideki kara deliklerden en önemlisi olan bütçe açığını kapatmak, dolayısıyla halkımızı çağdaş bir yaşam düzeyine kavuşturmak ve sosyal adaleti tesis etmek için; vergi reformu derhal yapılmalıdır ve yapılacaktır. Vergi alanında belirlediğimiz strateji; tüm ekonomik faaliyetleri kapsayarak, kayıtdışılığı sınırlayan, üretim faktörleri üzerindeki vergi yükünü azaltan, tüketim vergilerine ağırlık veren, gayrimenkul rantlarını etkin bir emlak vergisi ile kapsayan, vergilemede adaleti birinci derecede gözeten bir sistemdir. Kayıt dışı ekonominin büyüklüğünün, hemen hemen reel ekonomi kadar olduğu göz önüne alınırsa, Türkiye maalesef bir vergi ödemeyenler cenneti haline gelmiştir. Oysa biz, bu ülkenin, vergisini ödeyenler ve devletten hizmet bekleyenler için bir cennet olmasını istiyoruz. Ekonomik aktivitenin vergi idaresince daha iyi izlenebilmesini teminen "tek vergi numarası", sosyal güvenlik numarası haline dönüşecek, herkesin verdiği vergi oranında devletten hesap sorabilmesi anlayışı getirilecektir. Ben, vergisini verip görevini yerine getiren vatandaşlarla, vergisini kaçıran vatandaş arasında büyük bir fark olduğunu düşünüyorum. Bunun için, sadece vergi affı ile ilgili kanun çıkarılmasında, diğer kanunlardan farklı bir prosedür uygulanması yönüne gidilecek ve vergi affı kanunlarının çıkartılması zorlaştırılacaktır. Sonuç olarak, getirmek istediğimiz sistemin orta vadeli temel amaçları şunlardır: Vergi oranları ayarlanmak suretiyle kayıtdışılığın azaltılmasına yardımcı olunacak ve vergi tabana yayılacaktır. Vergi kanunlarına uymamanın maliyetini yükseltmek suretiyle caydırıcılık artırılacaktır. Verginin, toplumun değişik kesimlerine, adil olarak dağılımı sağlanacaktır. Bütün bunların sonucunda; bir taraftan, devlete, sağlam ve yeterli vergi gelirleri ile sizlere eğitim, sağlık, adalet ve benzeri temel hizmetleri daha tatmin edici düzeylerde sunma imkanı sağlanırken, diğer taraftan, müteşebbisler daha fazla yatırım, daha fazla üretim ve tabii ki daha fazla istihdam imkanları sunmuş olacaklardır. Burada sizlerin dikkatini bir hususa özellikle çekmek istiyorum: 55. Hükümet olarak, bu reformu yıl sonuna kadar Meclise getireceğiz. Ancak, yapısal nitelikteki bu reformun olumlu sonuçları 3 yıl içinde alınmaya başlanacaktır. Biz, orta vadede cesaret ve kararlılıkla yapacağımız icraatla, devleti yeterli vergi toplar hale getireceğiz. Ama, aynı şekilde bu vergilerin nasıl harcandığının da hesabını mutlaka vereceğiz.

    BÜTÇE GİDERLERİ

    1997 yılında, bütçe harcamaları içindeki iç ve dış faiz ödemeleri, bütçenin esnekliğini asgari düzeye indirmiştir. Bu nedenle, bütçeden yatırım, personel ve diğer kamu hizmetleri gibi önemli kalemlere yeterli pay ayrılabilmesi mümkün olamamaktadır. 1998 yılında toplam faiz ödemesinin 5,9 katrilyon lira düzeyinde olacağı öngörülmektedir. Bu faiz ödemesinin oluşmasında, bizim hiçbir sorumluluğumuz bulunmamaktadır. Çünkü, 1998 yılında biz hiç borçlanmadığımızı varsaysak bile, bizden önceki Hükümetlerin almış olduğu borçların faizi 5 katrilyon liraya ulaşmaktadır. Faiz giderlerini daha aşağılara çekmeliyiz. 1998 yılı enflasyon hedefimiz paralelinde ve ilk 100 günlük icraatımızda yaptığımız gibi, erken geri alım ihaleleri ve yeni finansal enstrümanlar kullanılacaktır. Bunu yaparken, en önemli tedbirler, 1998 yılının başlarında gerçekleştireceğimiz özelleştirme gelirleri ve uluslararası piyasalardan uzun vadeli borç kullanımı olacaktır. Fakat şunu belirtmem gerekir ki; biz uzun vadede, borcu borçla veya mirasyedi gibi kamu işletmelerini satarak kapatmak için değil, geçiş yılı olarak gördüğümüz 1998 yılında, borçlarımızı kontrol altına almak ve bütçenin yapısal problemlerini çözmek amacıyla böyle bir uygulamaya gidiyoruz. 1997 yılında, 2,1 katrilyon lira düzeyinde gerçekleşmesi beklenen personel giderlerinin, 1998 yılında 3,5 katrilyon liraya ulaşması programlanmıştır. Böylece kamu çalışanlarına, 1998 enflasyon düzeyinin üzerinde reel bir gelir artışı hedeflenmiştir. Kamu çalışanlarını yakından ilgilendiren, yılbaşındaki maaş artış oranı, eldeki tüm imkanlar kullanılmak ve 1998 yılı hedeflerimiz de dikkate alınmak suretiyle, yüzde 30 olarak tespit edilmiştir. Ekonomik programın uygulanmasına paralel olarak, yılın ikinci yarısında, gerekli ücret artışları sağlanacaktır. Çalışan kesim ve emeklilerimizi enflasyonun altında ezdirmeyeceğimizi açıkça ifade ediyorum.

    SOSYAL GÜVENLİK REFORMU

    Sevgili Vatandaşlarım, Değerli Basın Mensupları, Refahyol Hükümetinin, aktif hale getirilmesi konusunda hiç bir adım atmadığı Ekonomik ve Sosyal Konseyin toplanması Hükümetimizce sağlanmıştır. Bu toplantıda, Sosyal Güvenlik Kurumlarının sorunları ele alınmış ve çözüm üretilmesi yönünde çalışmalara başlanılmıştır. Bildiğiniz gibi Sosyal Güvenlik Kurumlarının finansman açıklarının karşılanması amacıyla, 1997 yılı bütçesinde 530 trilyon lira ödenek öngörülmesine karşılık, açığın 780 trilyon liraya ulaşması beklenmektedir. Dünyanın hiç bir yerinde görülmeyen bir uygulama sonucu, ülkemiz genç emeklilerle doldurulmuş, her iki çalışan bir emekliyi finanse etmek zorunda bırakılmıştır. Sosyal Güvenlik Kurumlarına yapılacak transferin, 1998 yılında, 1,4 katrilyon liraya ulaşması, bu kurumların yapısal sorunları nedeniyle kaçınılmazdır. Bu kurumların sorunlarına çözüm bulunması da, orta ve hatta uzun vadeyi kapsayacak bir reform paketine bağlı bulunmaktadır. Bu alanda yapılacak reform çalışmalarını yıl sonuna kadar sonuçlandırarak Meclise sunmayı hedeflemekteyiz. Reform, orta ve uzun vadede, sosyal güvenlik kurumlarının sigorta hizmetlerini nimet-külfet dengesi içinde ve kendi finansal imkanları ile karşılamalarına imkan verecek yapısal tedbirleri içerecektir. Bütün bu reform çabalarında, elbette toplumun bütün kesimlerinin desteği, başarıya ulaşmamızda en önemli etken olacaktır.

    MALİ SEKTÖR REFORMU

    Değerli Basın Mensupları ve Sevgili Vatandaşlarım, Türkiye’nin, 1990 yılında, başarılı sonuçlar aldığı para programının, izleyen yıllarda sürdürülememesinin temel nedeni, ciddi bir mali programla desteklenmemiş olmasıdır. Şimdi biz böyle bir programı "sürdürülebilir açık" kavramını baz alarak, uygulamaya koyuyoruz. Hükümetimizin temel amaçlarından biri de, finans sektörünün, hem konuyla ilgili mevzuat ve denetim, hem de mali yapı bakımından, uluslararası standartlara uyumlu ve küreselleşen yapı içinde, uluslararası arenada rekabet edebilir konuma getirilmesidir. Bu amaçla, öncelikle uluslararası standartlara uyumlu bir Bankalar Kanunu çıkarılacaktır. Kanun hazırlanırken göz önünde bulundurulacak temel hedeflerden biri, banka denetiminden sorumlu kamu otoritesinin, diğer gelişmiş ülkelerde olduğu gibi, siyasi otoriteden bağımsız, tümüyle özerk bir yapıya kavuşturulması olacaktır. Ayrıca, Bankalar Kanunundaki değişiklikle Mali Sektör Yüksek Kurulu oluşturularak, mali sektörün gelişmiş ülkelerde olduğu gibi büyük ölçüde siyasi etkinin dışına çıkartılması hedeflenmektedir. Bunların yanı sıra, ülkemizde de dünyada olduğu gibi gelişim gösteren ve ödeme araçları içinde önemli bir yer edinen, kredi kartları ve banka kartları konusundaki mevcut belirsizlikleri ve uygulamada ortaya çıkan sorunları ortadan kaldırmak için, bir Banka ve Kredi Kartları Kanunu Çıkarılacaktır. Ayrıca, Gümrük Birliğine katıldığımız ve Avrupa Birliği’ne tam üyelik başvurusunda bulunduğumuz bu dönemde, Avrupa Birliği’nin sigortacılıkla ilgili direktif ve önerilerinden de yararlanılarak, sektörün acil çözüm bekleyen sorunları ele alınacaktır. Bu amaçla sigortacılık faaliyetlerinin düzenlenmesi ve denetlenmesi hakkında yeni bir kanun tasarısı hazırlanmıştır. Tasarı Bütçe Kanunundan sonra Meclise sunulacaktır. Ayrıca, kalkınma planına ve yıllık programlara uygun, istihdam yaratıcı, bölgeler arası dengesizlikleri giderici, ileri ve teknolojik özellikleri haiz, uluslararası rekabet gücü sağlayan, mal ve hizmet üretimine yönelik yatırımların uluslararası yükümlülüklerimize aykırılık teşkil etmeyecek şekilde desteklenmesi amacıyla yeni bir Teşvik Kararnamesi hazırlanmaktadır.

    YATIRIMLAR

    Değerli Basın Mensupları,
    1997 yılında, bütçe harcamaları içinde 600 trilyon lira ile yüzde 7,5 paya sahip olan yatırımların, 1998 yılında 1,4 katrilyon lira ile yüzde 9,5 düzeyinin üzerine çıkartılması hedeflenmiştir. Bunun 400 trilyon lirasının özelleştirme gelirlerinden karşılanması öngörülmüştür. Böylece yatırım harcamalarına, bütçe kısıtlarına rağmen, yeni bir yaklaşımla, özelleştirme gelirlerinden kaynak ayrılarak, geçmiş yıllardan daha fazla tahsis yapılmıştır. 1998 Yılı Yatırım Programında gelişmenin, çağdaşlaşmanın bir aracı olmaları ve diğer bütün sektörlere etkileri nedeniyle, ulaştırma-haberleşme, enerji, eğitim ve sağlık sektörlerine ağırlık verilmiştir. Ulaştırma-Haberleşmenin 21. yüzyılı yakalama çabalarımızda en önemli etken olmasından hareketle, bu sektöre 1998 yılı yatırım programında, bütçe kaynaklarından 630 trilyon lira ile en yüksek pay ayrılmıştır. 1998 yılında, devam eden 11 otoyol projesi ile 1997 yılı sonlarında ihalelerini yapmayı hedeflediğimiz Ankara-Pozantı, Gaziantep-Şanlıurfa, İzmit-Adapazarı, Bursa Çevreyolu, Çorlu Köprülü Kavşağı ve Çamlıca-Gebze otoyollarının eksik kısımlarının tamamlanmasına ağırlık verilmiştir. 1998 yılında Ankara Çevreyolu, Tarsus-Mersin, Toprakkale-İskenderun, İzmir-Aydın, Kınalı-Sakarya otoyollarının bir kısmı ile bağlantı yolları da trafiğe açılacaktır. Diğer yandan havayolu ulaştırmasına da ağırlık verilerek, 16 milyon yolcu kapasite artışı sağlayacak; Bursa-Yenişehir, Tekirdağ-Çorlu, Nevşehir ve Kocaeli-Cengiz Topel Havaalanları ile Bodrum-Milas ve Konya terminal binaları 1998 yılında tamamlanacaktır. Türk turizminin başkenti Antalya’nın havaalanı dış hatlar terminal binası yap-işlet-devret yöntemiyle önümüzdeki yıl hizmete girecektir. Önümüzdeki birkaç yıl etkisini sürdürmesi beklenen enerji sıkıntısının giderilmesi amacıyla, bu sektörün 1998 yılı yatırım ödeneği, 1997’ye göre cari yüzde 153, reel olarak yüzde 55 oranında artırılarak, 520 trilyon lira olarak tespit edilmiştir. Bu çerçevede, 1998 yılında işletmeye alınması planlanan toplam 429 me***** güç ve 981 milyon kilovat saat enerji üretim kapasitesi ilavesi sağlayacak; Kıralkızı, Dicle, Peri-Özlüce, Çamlıgöze ve Kuzgun projelerinin bütün ödenek ihtiyaçları karşılanmıştır. Yatırımı devam etmekte olan ve toplam 1542 me***** güce ulaşan 10 hidroelektrik santral projesi ile toplam 1877 me***** güce sahip Bursa doğalgaz kombine çevrim, Çayırhan ve Kangal tevsiat projelerinin ödenek ihtiyaçları çok büyük oranda karşılanmıştır. Bunlara ilave olarak, 1998 yılında 6 hidroelektrik, 1 nükleer ve 2 termik santral ihalesi yapılacak ve yatırım çalışmaları başlatılacaktır. Böylece 1998 yılında, 2000’li yıllara yönelik olarak toplam 5.817 me***** güçte santralın yatırım çalışması başlatılmış olacaktır. Diğer bir büyük hedefimiz ise, Orta Asya ülkelerinin sahip olduğu zengin ham petrol ve doğal gaz kaynaklarının Türkiye üzerinden Dünya piyasalarına ulaştırılmasıdır. Hükümet olarak desteklediğimiz Bakü-Ceyhan Boru Hattı Projesi ile Kazakistan’dan 20, Azerbaycan’dan ise 25 olmak üzere, yılda 45 milyon ton ham petrolün taşınacaktır. Böylece halen yıllık 23 milyon ton civarında olan ham petrol ithalatımızın, kısmen bu ülkelerden karşılanması ve yıllık 500 milyon dolar civarında taşıma geliri elde edilmesi mümkün olabilecektir. Toplam 1.695 kilometre uzunluğunda ve Türkiye bölümü 1 milyar 335 milyon dolar maliyette olacak Bakü-Gürcistan-Ceyhan hattı projesinin fizibilite ve çevresel incelemesi 1998 yılının ilk çeyreğinde tamamlanacaktır. Türkiye bu projeyi tamamladıktan sonra, sadece Asya ile Avrupa’yı bağlayan bir yarımada değil, 2000’li yıllarda, Rusya, Kafkaslar, Balkanlar, Orta Asya’yı Akdeniz’e bağlayan büyük bir enerji adası haline gelecek ve petrol fiyatlarının oluşmasında etkin bir merkez konumunda olacaktır. Eğitimde Çağı Yakalama 2000 Projemizin hayata geçirilmesi amacıyla bu sektöre 1998 yılında, 1997 yılına göre yüzde 141 reel artış sağlanarak, 514 trilyon liralık yatırım tahsisi yapılmıştır. Böylece, bütçeden eğitime ayrılan pay, 1996 yılındaki yüzde 9,4 seviyesinden, 1997 yılında bizim gayretlerimizle yüzde 12,9’a, 1998 yılında ise son 5 yılın ortalamasının iki katını aşarak yüzde 20,3’e yükseltilmiştir.

    ÖZELLEŞTİRME

    Sevgili Vatandaşlarım, Değerli Basın Mensupları,
    Özelleştirme programının temel amacı, ekonomide verimlilik ile maliyet yapısını rekabet edebilir seviyelere getirerek, serbest piyasa şartlarını sağlayıp, dünya piyasalarına entegre olmaktır. Yıllardır özelleştirilmeye çalışılan, fakat bir türlü gerçekleştirilemeyen, Türk Telekom’un özelleştirilmesi, bizim Hükümetimiz tarafından son aşamaya getirilmiştir. Bu kuruluşa ait hisselerin bir kısmının satılması işlemi, 1998 yılının ilk aylarında mutlaka gerçekleştirilecektir. Bunun yanında, Özelleştirme İdaresi portföyünde bulunan; Erdemir’deki kamu hissesi, Petrol Ofisi A.Ş., Oyak, Güven, Başak ve Ankara Sigorta şirketlerindeki kamu hisseleri, Tüpraş’a ait rafinerilerin birer anonim şirkete dönüştürülerek satışı, Karadeniz Bakır İşletmelerindeki kamu payının blok satışı, Seka’ya ait fabrikalar, Sivas Demir Çelik, Yarımca Porselen ve özelleştirme portfoyündeki diğer iştirak paylarının blok satışı, Orüs, Sümer Holding ve Turban’a ait işletmelerle Gemi Sanayiine ait 2 tersanenin satışı veya devri gerçekleştirilecektir. Ayrıca, yukarıdakilere ilave olarak, enerji üretim ve dağıtımı alanında geniş çaplı özelleştirme gerçekleştirilecektir. Bu özelleştirme süreci içerisinde, işçilerimizin hiç bir şekilde mağdur edilmeyeceğini özellikle belirtmek istiyorum. 1998 yılı sonuna kadar, kamu bankalarının özelleştirme çalışmaları mutlaka tamamlanacak ve 2000 yılı sonuna kadar bunlar özel sektöre devredilecektir. Bütün toplumun malı olan kamu işletmelerinden elde edilecek özelleştirme gelirlerini, teknoloji yenilemede, kamu kesiminin mali piyasalar üzerindeki baskısını hafifletmekte, devletin yapması gereken eğitim, sağlık ve altyapı y

    Yorum Yaz
  • Arkadaşların Burada !
    Arkadaşların Burada !